Var Olmak Hakkında

            Geçenlerde var olmanın dayanılmaz hafifliği kitabını okudum. Hiç beklediğim gibi bir şey çıkmadı ama var olma fikri hakkında düşündürdü. Bir adamın aşk hayatını anlatıyor daha çok ve de aşık olsa dahi bir kadına bağlı kalmasının bir anlamı olmadığını. Arka planda savaş var, zorluklar var. Hatta kendisi bile baskı yüzünden doktorluğu bırakmak zorunda kalıyor ve cam silici oluyor. Ancak yine de kitabın konusu onun farklı farklı kadınlarla birlikte oluşundan öteye gitmiyor. Peki bu kitabın bunca zaman yüceltilmesinin sebebi neydi? Bütün bu ilişkilerle mi hissediliyor gerçekten var olmanın dayanılmaz hafifliği? Hadi onu geçtim de var olmak insanda bir hafiflik hissettiriyor mu gerçekten? Daha çok bir ağırlık gibi çünkü bence. Var oluş kendi içinde bir ağırlık barındırmıyor mu zaten?

            İzlediğimiz filmler, okuduğumuz kitaplar yanlış öğrettiler bize. (Gerçi buraya bir parantez açmak isterim çünkü okuduğum kitapların çok da mutlu sonla bittiği söylenemez o nedenle bu tabiri tükettiğimiz içerik anlamında kullandım aslında.)Kafaya koymakla gerçekleştirmek arasında büyük bir fark var. Var olduğumuz ve de inandığımız için bir yerlere varmayacağız. Onun da ötesinde kendin için çaba sarf etmek çok daha zor. Oysa akışa kapılıp yalnızca var olmak çok daha kolay ama keyifsiz.

            O hafifliği biz de hissedecek miyiz? Yoksa kadınları insan yerine koymayan Tomas gibilerine mi hafif sadece? Yoksa aslında bu hafifliği hisseden, "Ancak şiddetle tamamlanan kimi şeyler vardır yaşamda. Bedensel sevgi şiddetsiz düşünülemez" gibi cümleleri yazan Milan Kundera mı?

                Hiç sormayın bu aralar Haruki Murakami'nin 1Q84'ünü okuyorum o nedenle kadınlar hakkında gereksiz fikirler ve fetiş içerikleri görmekten yoruldum. Zaten genel olarak da bu dünyada kadın düşmanlığına tahammülüm kalmadı. Yeni yazarlar keşfetmenin zamanı geldi belli ki.



Sağlıcakla kalın          

Yorumlar

Popüler Yayınlar